Selçuk – İzmir

Selçuk – İzmir

Selçuk, İzmir’e bağlı  İzmir İl sınırlarının en güneyinde, İzmir-Aydın karayolu üzerinde yer alan denize 8 kilometre uzaklıkta bulunan turistik bir ilçedir. KuzeyindeTorbalı, kuzeybatısında Menderes, kuzeydoğusunda Tire, doğusunda Germencik ve güneyinde Kuşadası ile çevrilidir. İzmir’e 74 kilometre mesafededir. Selçuk’u Ege’nin diğer turistik ilçelerinden ayıran en önemli özelliği hemen yanı başındaki tarihi ve doğal  zenginliklerdir.Efes Antik Kenti, Mervem Ana Klisesi, Yedi Uyuyanlar,Selçuk Kalesi, Şirince Köyü, Pamucak Plajı, Selçuk’u turizmde marka yapan etkenlerden bazılarıdır.
NASIL GİDİLİR
Kara yolu ile İstanbul’ a 630 kilometre, Ankara’ya ,620 kilometre İzmir’ e ise 74 kilometre  uzaklıkta olan Selçuk İzmir-Kuşadası-Aydın istikametindedir.Otobüsle ulaşım her şehirden rahatça yapılabileceği gibi trenle’de ulaşım mümkündür.İzmir-Selçuk arasında çok sık otobüs seferleri vardır.Efes Antik Kenti, şehir merkezine 3 kilometre mesafededir ve dolmuşla ulaşım sağlanabilir.
GEZİLECEK YERLER
EPHESOS ( EFES )
Ephesos bölgesindeki en eski beşeri yerleşim izleri Kalkolitik Çağ’a (5 bin yıl) kadar geri gitmektedir. O dönemde,bugün Küçük Menderes ırmağının taşkınlarıyla taşınan alüvyonlarla dolmuş düzlük alan yerine, deniz kenarı olan yerleşim yerinin bulunduğu derin koy güney, doğu ve kuzeyde bulunan sıradağlara kadar sokulmaktaydı.Yani antik kent, deniz kenarına kurulan bir liman kentiydi.Özellikle Helenistik dönem ve Roma dönemlerinde en görkemli zamanlarını yaşadı.Nüfusu 200 bini aşan kent Roma döneminde Asia eyaletinin başkenti oldu.Dünyanın 7 harikasından biri olarak kabul edilen Artemis Tapınağı da Efes’e aittir.M.Ö. 6.yüzyılda inşa edilen tapınak,M.Ö 356 yılında adını tarihe geçirmek isteyen Herostratus tarafından yakıldı ama aynı yüzyılda yeniden inşa edildi.Bu görkemli yapıdan bugün geriye sadece bir iki mermer parçası kalmıştır.Efes’te öne çıkan bir diğer eser ise bugün ön kısmı tüm ihtişamı ile hâlâ ayakta olan Celsus Kütüphanesidir. Roma döneminde 110-135 yılları arasında inşa edilen kütüphane iki katlıdır. Zamanında 14.000 kadar kitaba ev sahipliği yaptığı sanılmaktadır. Traianus çeşmesi de bugün görülebilen eserler arasındadır. Efes’in en büyük ve görkemli yapılarından biri de büyük tiyatrosudur.Dekoratif öğeleri oldukça zengin olan tiyatro binası Helenistik Dönem’in en güzel mimari örneklerinden birisidir.Amfi tiyatro günümüzde hala özel etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır.

MERYEM ANA EVİ
İzmir,Selçuk’taki Bülbül Dağı’nda İsa’nın annesi Meryem’in son yıllarını St.Jean (Yuhanna) ile birlikte geçirdiğine inanılan kilise Meryem’in mezarının da Bülbül  Dağı’nda olduğu düşünülür.Efes Antik kentine 5-6 kilometre mesafededir.Selçuk’a 9 kilometre mesafededir.Efes Antik kentin üst kapısının yanından devam eden rampanın sonundadır.Girişte kişi başına az miktarda bir ücret alınıyor.19.yüzyılın ortalarında keşfedilmiştir. Dağın tepesinde harabe halinde bulunan bu ev papalık tarafından kutsal mekan ilan edilmiştir. Hristiyanlar için hac yeridir. Bugüne kadar papalar tarafından ziyaret edilmişliği vardır.1967’de Papa 5.Paul ve 1979 yılında Papa 2.Jean Paul en son da 2006 yılında Papa 16.Benedickt tarafından ziyaret edilmiştir.

ŞİRİNCE KÖYÜ
Eski bir Rum köyü olan Şirince, İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı ve Selçuk’a 8 kilometre uzaklıkta bir yamaç etrafında tarihi mimarisi başarıyla korunmuş tipik Rum evleriyle çevrili turistik bir köydür. Özgün adı olan Kırkınca’nın efsanevi bir çağda dağlara vuran kırk kişiye atfen verildiği rivayet edilir. Rum telaffuzunda Kirkice, Kirkince ve Çirkince gibi biçimler alan bu ad, Cumhuriyet’in ilk yıllarında dönemin İzmir valisi Kazım Dirik’in talimatıyla Şirince şeklinde resmileştirilmiştir. 19.yüzyılda özellikle ihracata yönelik incir üretimiyle ünlü, 1800 haneli bir Rum kasabasıyken 1923’te Türkiye-Yunanistan  mübadelesi sonucu Rumların kasabayı terketmesiyle, Kavala’nın Müştiyan (Moustheni) ve Somokol (Domatia) köylerinden gelen mübadillerle iskân edilmiştir.  Bağcılık ve zeytinciliğin yanı sıra, şeftali, incir, elma, ceviz ve kiraz yetiştirilir. 1950’li yıllarda 2000-3000 civarında iken sonradan 700’e kadar düşen köy nüfusu, 1990’lı yıllardan itibaren turizmin gelişmesiyle birlikte tekrar yükselişe geçmiştir .Özellikle tatil günleri köy turist akınına uğramaktadır.Şirince şarabı bu köyün ismi ile ünlenmiş ve artık markalaşmıştır.Köyde onlarca yerli üretim şarap satan dükkan ve restaurant vardır. Köyde halen bazı Rum evleri pansiyon olarak hizmet vermektedir.

METROPOLİS ANTİK KENTİ
Symrna ve Ephesos Antik arasındaki antik yol güzergahında bulunan kent Ionia Bölgesi’nin bir antik kentidir.İzmir’in Torbalı İlçesine 12 kilometre mesafede Yeni köy ve Özbey köyleri arasına bir tepe üzerindedir.Metropolis, Ana Tanrıça Kenti anlamına gelir. Meter Gallesia isimli Ana Tanrıça’nın tapınağının bulunduğu kutsal mağara, kentin 5 kilometre kadar kuzeyinde Uyuzdere mevkiinde yer almaktadır. Mağara içinde yapılan kazılarda, çok sayıda pişmiş toprak Ana Tanrıça heykelciği, aşık kemikleri, kandiller ve çanak çömlek parçaları bulunmuştur.Ayrıca Anadolu’da taştan yapılmış tiyatroların en erken örneklerinden (M.Ö.2. yüzyıl) biri olan Metropolis Tiyatrosu kentin güneydoğusunda, bir yamaç üzerindedir. Yaklaşık 3 bin 600 seyirci kapasitesine sahip tiyatronun oturma yerleri (cavea) bir diazoma ile iki parçaya ayrılır. Metropoliste dikkat çeken bir yapıda Kale’dir. Kesme taş ve moloz taştan yapılmış olup, yerleşim alanının büyük bir kısmını çevreleyen surlarla desteklenmiştir. Duvar örgülerinde antik yapılara ait mimari parçalar ve heykeller kullanılmıştır. Bunların dışında teras evler, akropol, hamam, meclis binası kalıntıları da görülebilir.

YEDİ UYUYANLAR MAĞARASI (ASHAB-I KEHF)
Selçuk’a 4 kilometre uzaklıkta olan bir mağaraya verilen addır.Hikayesi günümüzden 2000 yıl öncelerine dayanır.Farklı ilahi dinlere ve farklı ülkelere göre hikayenin biçim değiştirdiğini söylemek gerekir.Şimdi Asab-ı Keyfi’n hikayesine göz atalım. Geleneksel anlamda hikâyeye göre Ashab-ı Kehf denilen gençler Efes şehrinde yaşıyorlardı. Bunlardan altısı sarayda görevli, hükümdara yakın kimselerdi ve hükümdarın müşavere heyetindeydiler. Onun sağında ve solunda bulunurlardı. Sağındakiler Yemliha, Mekselina ve Mislina idi. Bunlara “Ashab-ı Yemin” denmiştir. Hükümdarın solunda bulunanlar ise, Mernuş, Debernuş ve Şazenuş’tur. Bunlara da “Ashab-ı Yesar” denmiştir.  Hükümdarın Roma imparatorlarından Diocletian (284 – 305) (Gaius Aurelius Valerius Diocletianus) olduğu ya da Domitianus (271-272) veya Decius (249-251) olduğu düşünülmektedir. İmparatorun putperest olduğu, putperestliği kabul etmeyen bazı insanları yakalatıp öldürtüğü ve bir ihbar üzerine saraydaki putperest olmayan gençlerin durumlarını öğrendiği anlatılır. Anlatıldığına göre hükümdar Onları çağırıp tehdit etti, onlar inançlarından ayrılmak istemediler, aksine Dokyanus’u inançlarına davet ettiler. Hükümdar onların eski günlerine dönmeleri için zaman tanıdı. Gençler de inançlarını korumak için şehre yakın bir dağ yönüne gittiler. Yolda giderken Kefeştetayyuş ismindeki bir çoban onların inancına katıldı ve yedincileri oldu. Çobanın köpeği Kıtmir’de onlara katılıp, arkalarından takip etti. Dağa yaklaştıklarında çobanın gösterdiği bir mağaraya girdiler. Mağarada dua ederek merhamet dilediler. Hikâyenin devamına göre hükümdar kaçtıklarını haber alıp saklandıkları mağarayı öğrenince adamlarıyla mağaraya gider ve mağaranın ağzını onları öldürmek maksadıyla kapattırır. İnanca göre gençler ölmez, yüzyıllar boyunca uyumaya devam ederler. Sonunda ise ilahi bir şekilde uyandırırlar. Ne kadar süre kaldıkları tam olarak bilinmemekle birlikte Ashab-ı Kehfin uyandıklarında geçmiş olan zamanın farkında olmadıkları belirtilir.

YASAL UYARI: Bu haber tatiluzmani.tv web sitesinin özel haberidir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz, alıntı yapılamaz ve çoğaltılamaz. Aksi takdirde yasal işleme başvurulacaktır.

Yurtiçi Tatil

Bu Yazıya Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir